Patates kızartması, hamburger, donat, kola ve daha niceleri… Birçoğumuzun severek tükettiği yiyecekler ve içecekler. Hangimiz çok açken bunlara hayır diyebiliriz ki? 🙂
Ta ki yediğimiz ve içtiğimiz şeylere biraz daha fazla dikkat etmemiz gereken bir süreç yaşayana kadar. Tahmin edebileceğiniz üzere, sağlıkla ilgili bir durum yaşadığınızda yalnızca yeme içme alışkanlıklarınız değil, yaşam tarzınız da değişmek durumunda kalabiliyor. Elbette yaşam tarzını değiştirmek kişisel bir tercih. Ancak konu sağlığımız olduğunda, bazen bazı değişiklikler yapmak kaçınılmaz hâle geliyor.
En azından benim için öyle oldu.
Still hastalığı nedeniyle kortizon (Prednol) ve Kineret adı verilen bir iğne kullanıyorum. Kortizon tedavisi sırasında özellikle tuz ve şeker tüketimime dikkat etmem, dengeli beslenmem önerildi. Çünkü kortizon, bazı kişilerde iştah artışına, vücutta sıvı tutulmasına ve zamanla kilo değişikliklerine neden olabiliyor. Yani şişmek de mümkünmüş. 🙂 Ki ben de bu değişimi deneyimledim.
34 yıllık hayatımda daha önce duymadığım kelimelerin yaşam sözlüğüme eklendiği bir süreç aynı zamanda. Bunlardan biri de “Ay Dede Yüzü” (Moon Face).
Moon face, özellikle kortizon gibi glukokortikoid ilaçların uzun süreli kullanımında görülebilen bir görünüm değişikliği. Yüzde yağ dokusunun yeniden dağılımı sonucunda yüz daha yuvarlak ve dolgun bir hâl alabiliyor. Bazen buna vücutta sıvı tutulumu da eşlik edebiliyor.
Bu arada kortizon ve kortizol de birbirine karıştırılabiliyor. Kortizol, vücudumuzun doğal olarak ürettiği bir hormon. Kortizon ise tedavide kullanılan, kortizole benzer etkiler gösteren bir kortikosteroid ilaç. İkisi aynı şey değil ama ilişkili kavramlar.
Gel gelelim, adım adım değişen bir yüz, ruh hâli ve bazen de kendine yabancılaştığını fark ettiğin zaman dilimleri… Kolay bir süreç değil. Belki de insanın kendisine biraz daha anlayışlı davranması gereken bir dönem.
Hastanede tedavi gördüğüm süreçte zihnim o kadar bulanıktı ki bunun da bir ismi olduğunu sonradan öğrendim: Beyin sisi. Düşüncelerin yavaşlaması, odaklanma güçlüğü, unutkanlık ve zihinsel yorgunluk hissiyle kendini gösterebilen bir durum.
Aslında algıların açıktır; çevrendeki her şeyi görür, insanlarla iletişim kurabilirsin. Fakat bir süre sonra sanki bütün düşüncelerin bir bulutun içine saklanmış gibi hissedersin. Benim için de böyleydi. Hastaneden taburcu olduğumda bu durum hemen ortadan kalkmadı.
Özellikle kortizona bağlı uyku sorunları yaşadığım dönemde zihnim sanki benimle sürekli konuşuyordu. Üstelik sesi de bana karşı pek sevecen değildi, oldukça kızgındı. 🙂
Mesleğim gereği bu sesi bir noktada sağlıksız yaşam düzenime bağlhdadım. Hâlâ bunun gerçeklik payı olduğunu düşünüyorum. Ama bir yandan da yaşadığım rahatsızlığın ve ondan önceki stresli yaşam dönemimin etkisini göz ardı edemem.
E, bu zihin bana kızmasın da ne yapsın?
Kızan zihnimi rahatlatmanın bir yolunu bulmalıydım tabii ki. Sürecin beraberinde getirdiği değişikliklerden biri de beslenme tarzımı değiştirmek oldu. Daha dengeli, protein ve antioksidan içeriği yüksek besinlere ağırlık vermeye başladım.
Örneğin yaban mersini ve süzme yoğurt ikilisi en sevdiğim yakın arkadaşlarım oldu. Hem beslenme düzenime güzel bir katkı sağlıyorlar hem de süzme yoğurt, Prednol adlı arkadaşın midemi rahatsız ettiği zamanlarda kurtarıcı olabiliyor.
Bir de yumurta meselesi var. Hayatım boyunca zorunda kalmadıkça tüketmediğim bu besinden şimdi sabahları en az üç tane yiyorum. Çünkü Prednol adlı arkadaşın uzun süreli kullanımda kas kaybına ve kas güçsüzlüğüne neden olabilme ihtimali var. Dolayısıyla protein alımına daha fazla dikkat etmeye başladım.
İnsan bazen sevmediği şeyleri sevmeyi de öğreniyormuş. Üstelik bunu kendi isteğiyle değil, hayatın önüne çıkardığı yeni koşullarla öğreniyormuş. 🙂

Bir Cevap Yazın