Yaşadığımız birçok şey bizi farklı açılardan değiştirebilir. Kimi zaman bu değişim insanlarla ilişkilerimizde kendini gösterir, kimi zaman da insanın kendi özüyle, yani tiniyle kurduğu ilişkide… Değişiriz, değişmek zorundayız da. Çünkü yaşamla etkileşim içinde olmak, varlığımızın temel koşullarından biridir. Bu etkileşim bazen bizi hiç hayal edemeyeceğimiz bir insana dönüştürürken bazen de içimizde var olduğunu bile düşünmediğimiz yeni düşüncelerin filizlenmesine neden olur.
Ben bu değişimi, önce ağrıyla kendini gösteren, sonra giderek sesini yükselten ve tanışması pek de kolay olmayan, hatta başlangıçta adını söylemekten kaçınan birisiyle yaşadım: Still.
Baştan söylemek isterim; onunla tanışırsanız… Umarım tanışmazsınız. Çünkü bence her insanın içinde bir galaksi vardır. Yaşadığı acı, tatlı, hüzünlü her tecrübe, o galakside yeni bir yıldız doğurur. Still de benim galaksimde böyle bir yıldızın doğuşuydu. Mesele yalnızca o yıldızın doğması değildi; zamanla onunla yaşamayı, hatta bazen dönüp o yıldıza bakabilmeyi öğrenmekti.
Karanlık korkutucudur, değil mi? Özellikle de kontrolünü kaybedebileceğini, hatta belki çoktan kaybettiğini düşündüğün zamanlarda… Belirsizlik, insanın kendisini pek de güvende hissetmediği bir alan. İşte o yıldızları seyretmek de biraz böyleydi. Her an bir şeyler değişebilir, işler hiç beklemediğin bir hâl alabilirdi. Sen ise bütün bunların ortasında, olan biteni izleyen bir seyirciye dönüşürdün. Kendi galaksindeydin ama her şey senin kontrolünde değildi.
Tabii bu süreçte işi biraz da şakaya vurmayı öğrendim. Çünkü insanın önünde iki seçenek varmış gibi hissedebiliyor: Ya karanlığın içinde kaybolacaksın ya da arada bir fıkra patlatıp yoluna devam edeceksin. Ben şimdilik ikinci seçeneği de denemeye karar verdim. Yoksa içinden çıkması pek kolay olmayan bir karanlık bu.
Ağrılarla yaşamayı öğrenmek ise biraz zaman alıyor. Özellikle de eklemlerin zaman zaman öyle bir kilitleniyor ki bedenin sana sanki “Bugünlük bu kadar, daha fazla hareket etmek yok,” diyor. Böyle zamanlarda acıyı dindiren, en azından kısa bir süreliğine nefes almanı sağlayan o küçük haplar da ister istemez birer arkadaşa dönüşüyor.
Her gün mutlaka görüşüyorsunuz. Hatta bazen öyle oluyor ki bu arkadaşla, çevrendeki herkesten daha sık görüşmeye başlıyorsun. Üstelik kendisi davetsiz bir misafir olduğu hâlde gitmek için senden izin de istemiyor. Ne zaman geleceği belli değil, ne kadar kalacağı da…
Ağrı bir süreliğine uzaklaşıyor. Sen de derin bir nefes alıp hayatına devam etmeye çalışıyorsun. Belki de tam bu noktada, işler yolunda giderse, o malum tanışma hiç gerçekleşmeden her şey geride kalabilir. En azından insan böyle olmasını umuyor.
Ama ya işler pek de yolunda gitmiyorsa?
Uyku düzeninin bozulduğu, beslenmenin ihmal edildiği, zararlı alışkanlıkların günlük hayatın önemli bir parçası hâline geldiği bir düzende yaşıyorsan bedeninin sesini duymak biraz daha zorlaşabilir. Ve bazen o yıldızı yalnızca uzaktan seyretmekle kalmaz, kendini ona hiç beklemediğin kadar yakın bulabilirsin.
Tabii keşke mesele yalnızca birkaç alışkanlığı değiştirmekten ibaret olsaydı. Çünkü Still, öylece oturup birkaç yaşam tarzı önerisiyle kapının önüne koyabileceğin bir misafir değil. Ama onunla tanıştıktan sonra insan, kendi bedenine, alışkanlıklarına ve yaşamına başka bir gözle bakmaya başlıyor.
Belki de asıl değişim tam burada başlıyor: Kendi galaksinde olup bitenleri yalnızca seyretmekle kalmayıp, onlarla nasıl yaşayacağını öğrenmeye çalıştığında…

