Still ve Hastalık Deneyimi

İnsan, bedeninin kendisine ait olduğunu düşünür. Ona güvenir, onunla planlar yapar, yarını bugünden tasarlar. Ta ki bir gün bedeni, alıştığı dili konuşmayı bırakana kadar.

Benim hastalık deneyimim, bedenime dair bildiğimi sandığım pek çok şeyi yeniden düşünmemi gerektirdi. Still yalnızca bir tanı değildi; kontrol, belirsizlik, sabır ve kendilik algısı üzerine de düşünmeye başladığım yeni bir dönemin adıydı.

Bir psikolog olarak insanın yaşadıklarına anlam verme çabasını biliyordum. Fakat bu kez anlamaya çalıştığım şey, yalnızca başkasının deneyimi değil, kendi bedenimde yaşadıklarımdı.

Önceden hayatımda Kineret adında bir ilaç yoktu. Etken maddesi anakinra olan bu iğne, interlökin-1 reseptörlerini bloke ederek etki gösteriyordu. Üstelik her gün vücudumun farklı bir bölgesine uygulanması gerekiyordu. Belki pek çok insan bu bilgiyi zaten biliyordu ama benim karşıma bu bilgi 34. level’da çıkmıştı.

Anlam verme çabası da o günden sonra benimle birlikte yaşamaya başladı. Daha önce adını bile bilmediğim kavramları öğreniyor, bedenimde olup bitenleri anlamlandırmaya çalışıyordum. Ardından kortizon da tedavimin bir parçası oldu. Hem zihinsel hem de bedensel bir değişimin içindeydim. Hâlâ da öyleyim.

Değişen yüz hatlarım, daha önce hiç alışık olmadığım sivilce benzeri pütürlerin ortaya çıkması ve özellikle karın bölgemde kilo almam… Bedenim, tanıdığım beden olmaktan yavaş yavaş uzaklaşıyor gibiydi.

Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, bu öyle küçük bir değişim değildi. Kendimi yalnızca yeni bir hastalığa ve tedavi düzenine alışmaya çalışırken bulmamıştım; aynı zamanda bedenimdeki değişimleri izlemeyi, onlarla ilgili sorular sormayı ve kendime yeniden alışmayı da öğreniyordum.

Belki de hastalık deneyiminin en az konuşulan taraflarından biri buydu: İnsan bazen iyileşmek için tedavi görürken bile kendisinde tanımadığı değişimlerle karşılaşabiliyordu. Bir yandan bedenini iyileştirmeye çalışırken diğer yandan değişen bedenine, yeni alışkanlıklarına ve daha önce hiç ihtiyaç duymadığı bilgilere alışmaya çalışıyordu.

Ve belki de bütün bu süreçte en çok yorulduğum şeylerden biri, yaşadığım her değişime bir anlam bulmaya çalışmaktı. Çünkü insan, anlam veremediği şeylerin karşısında yalnızca cevap aramıyor; bazen kendisini yeniden tanımaya da çalışıyordu.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın